Kapıya Servis

SÜTÇÜ by Önder Toker

Tam Süt


Hastalıklardan ari işletmelerde beslenen SAĞLIKLI hayvanlardan, modern teknoloji ile el değmeden sağılan sütü; pastörizasyon, homojenizasyon ve UHT işlemlerinden geçirmeden, çiğ olarak, doğanın sunduğu BESLEYİCİ İÇERİK korunarak, soğuk zincirle en DOĞAL ve TEMİZ haliyle “Tam SÜT” olarak kapınıza getiriyor.

Çünkü, SÜTün bildiğimiz yararları, gerçekte, sadece ÇİĞ süt halinde mevcut.


20. yüzyılın başlarında, süt hayvanlarının yetersiz beslenmesi ve hijyenik olmayan üretim ve sağım koşulları nedeniyle tüberküloz, yenidoğan ishali, ateş, ve diğer bazı hastalıkların süt yoluyla insanlara bulaşmasını önlemek için, süt, pastörize edilerek tüketciye ulaştırılmaya başlanmıştır. Daha sonraları, pastörizasyonun sağladığı birkaç günlük raf ömrü de ticari olarak yeterli karlılıkta olmadığından, gelişen teknoloji ile birlikte ileri ısıl işlem uygulanmaya başlanmıştır. İlk olarak, dünyada 1961 yılında, Türkiye’ de ise 1975 yılında, UHT tekniği ile raf ömrü daha da uzatılan süt, gerçek doğal sütten iyice uzaklaşmıştır.

Oysa, günümüz koşullarında SÜT, modern işletmelerde yetiştirilen, düzenli olarak muayeneleri yapılan sağlıklı hayvanlardan, el değmeden, modern ve otomatik sağım sistemleri ile sağılmakta, paslanmaz çelik tanklar ve soğuk zincir ile besleyici özelliği hiç kaybolmadan, tüm doğallığı ile tüketicilere ulaştırılabilmektedir. Böylelikle, ısıl işleme tabi tutularak besleyici içeriğini kaybetmiş sütler yerine, gerçek SÜT içme ve doğanın canlılara sunduğu bu mucizeden yararlanma imkanına sahipsiniz.

Sağlıklı nesillerin yetişmesi için doğanın SÜT mucizesinden yararlanmak gerekliliğine inanıyoruz. İşte bu amaçla yola çıktık ve sizleri SÜTÇÜ markasıyla tanışmaya davet ediyoruz.  

Süt doğal haliyle, pek çok hastalığa karşı tedavi gücü olan bir gıdadır. 20. yüzyılın başlarında, Tüberküloz, ödem, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, prostat, idrar yolları enfeksiyonları, diyabet, böbrek hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu ve obezite gibi sağlık sorunları, çiğ süt diyeti ile tedavi edilmekteydi. Süt yağının, yani doğal tereyağının, dejeneratif artirit ile savaştığı bilimsel araştırmalar ile kanıtlanmıştır.  Hollanda’ lı araştırmacı Wulzen’ in araştırması sonucu sadece süt yağında bulunan ve Wulzen faktörü ya da “anti-stiffness” ( eklem sertleşmesi önleyici) olarak adlandırılan bir madde, eklemlerin kireçlenmesini önlemekle kalmayıp, damar sertleşmesi, katarakt, epifiz bezi kireçlenmesi (beyin içinde yeralan ve hormon salgılayan bir bez) gibi rahatsızlıklar ile de savaşır. Bu madde, sadece doğal süt yağında, yani çiğ sütte bulunur ısıl işlem ile yokolur.

Pastörizasyon, gıda sanayiinde, besin maddelerini hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırmak amacıyla uygulanan ısıtma yöntemidir. İlk kez 1860’ lı yıllarda Fransız bilim adamı Louis Pasteur tarafından geliştirilen ve onun adıyla anılan bu yöntem, mikroorganizmaların ısı yardımıyla tahrip edilmesi esasına dayanır. Pastörizasyon, sütün Yüksek Sıcaklıkta Kısa Süre (HTST) denilen bir yöntem kullanılarak ya yaklaşık 70–75°C sıcaklıkta 15 saniye, ya da yaklaşık 90°C sıcaklıkta 1 saniye bekletilmesi usulü ile uygulanan bir işlemdir. Pastörizasyonun başarılı olabilmesi için sütteki bütün enzimlerin tahrip olması şartı aranıyor!

Isıl işleme tabi tutulan süt, yararlı içeriğini kaybetmekle kalmıyor, sindirim zorlukları ve daha pek çok rahatsızlığa yol açabiliyor.

Isıl işlem, sütteki protein olan lisin ( lysine ) ve tirosin (tyrosine) adlı amino asitlerin yapısını değiştirir, doymamış yağ asitlerinin bozulmasını çabuklaştırır ve vitaminlerin yokolmasına neden olur. Evet... Isıl işlemlerin tek zararı sütün enzimlerine değil; vitaminleri de tahrip ediyorlar. Bunlardan ilk başta geleni, C vitamini. Doğal çiğ sütteki C vitamininin en az % 50’ si pastörizasyon işlemleri esnasında yok oluyor. Pastörizasyon, sütün içinde bulunan diğer suda çözünen vitaminleri yüzde 80’ e kadar çıkabilen bir oranda, B12 vitaminini ise tamamen ortadan kaldırıyor. Isıl işlemler probiyotikleri de tahrip ediyor. Probiyotiklerin bağırsağımızda sentezledikleri vitaminlerin daha az üretilmesine neden oluyorlar.

Süt içindeki minerallere gelince, kalsiyumun da dâhil olduğu birçok mineralin vücut tarafından alınabilme ve kullanılabilme özellikleri pastörizasyon ile büyük ölçüde azaltılmış oluyor.
Sütün pastörize edilmiş olması, onun ömrünü uzatmasına rağmen bir daha hiç bozulmayacağı anlamına gelmez. Zaten bu nedenle pastörize sütler açıldıktan sonra buzdolabında saklanması tavsiye edilir. Bunun nedeni, sütün bozulmasına neden olan bakterilerle savaşacak yararlı bakterilerin (laktik asit bakterisi vb.) işlemlerde tamamen yok edilmiş olmasıdır.

Homojenizasyon : Doğal sütte, süt yağı, sütün üstünde toplanır. Homojenizasyon denilen işlemde, sütteki yağ damlacıkları mekanik güç ( santrifuj) kullanılarak daha küçük parçalara bölünür. Böylece, sütün her tarafına eşit bir şekilde dağılması sağlanan yağ parçacıkları, sütü içerken ağzımıza gelmez. Ancak, bu, sindiriminin kolaylaştığı anlamına da gelmez. Bu yöntemle, yağ damlacığının kendine has zarı parçalanmış olur ve onun yerini alan toplamda çok daha geniş yüzeyi olan zar, daha büyük miktarda kazein ve süt proteinlerinin bağırsaklardan kana karışmasına, dolayısıyla süt alerjisi diye bilinen rahatsızlığa yol açabilir. Yüksek ısıl işlemler yağı sindiren enzimi (lipaz) de tahrip ettiğinden yağ sindirimi bozuluyor.

Homojenizasyon, basitçe, sütün açıklıkları mikron ölçülerinde olan deliklerden tonlarca basınçla geçirilmesine verilen ad. Böylece süt içerisindeki yağ kürecikleri parçalanarak kaymak oluşumu, yani süt yağının ürünün yüzeyinde birikmesi önlenmiş oluyor.

Süt sanayicileri homojenizasyonun sütte bulunan yağ küreciklerini daha küçük parçalara bölerek sindirimlerini kolaylaştırdığını ifade ediyorlarsa da bu iddia çok doğru değil. Çünkü gerek anne sütü alan bebekler gerekse de inek sütü alan buzağılarda yağlı dışkılama görülmüyor, yani büyük kürecikli yağlar gayet rahat sindirilebiliyor. Ama modern süt üreticileri bu işlemi tamamen halkın sütü daha kolay içebilmesi için uyguladıklarını iddia etseler de, aslında ana neden tamamen ticari.

Sütün üzerindeki kaymak, yüzyıllardır o sütün kalitesinin ölçümünde kullanılırdı. Daha fazla kaymak demek, daha kaliteli ve daha besleyici süt demekti. Ancak homojenize edilmiş sütte bunu anlayabilmenin imkanı yok.

UHT (Ultra High Temperature) sütün çok yüksek ısıl işleme tabi tutularak raf ömrünün uzatılmasıdır. UHT’li sütler 135-150°C sıcaklıkta 2-4 saniye ısıtılıyor.

UHT’li süt 4 ay bozulmadan kalabilirken, pastörize şişe süt 3 gün dayanıyor. Kaynatılan sütte ise bu süre birkaç saatten fazla değil. Bütün ısıl işlemler hem hastalık yapan (patojen), hem de faydalı (probiyotik) mikropları öldürüyor. Sütteki faydalı bakterileri tahrip ettikleri için bunların ürettikleri enzimleri ve vitaminleri de tahrip ediyorlar. Amaç sütün kesilmesini (ekşimesini) engellemek ve raf ömrünü arttırmak. Sütün kesilmesi ya da ekşimesi bir fermentasyon olayı. Bu iş için enzimleri üreten faydalı bakterilerin olması şart.